PORTAKAL ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Allah, evrende tanık olduğumuz bütün olayları sebeplere bağlı yaratmıştır. Bilim de sonucu açıklayabilmek için bu sebepleri incelemektedir. Birçok bilim adamı doğadaki fizik yasalarının ve canlıların gelişiminin sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde cereyan ettiğini düşünür. Hatta doğal bir olayın bilimsel olabilmesi için bu ilişki şarttır.  Ancak bunu iddia edenler oldukça büyük çelişki yaşamaktadırlar. Örneğin, T.D.Sullivan’ın ifadesindeki gibi : “Elbette bazı şeyler (bilimsel olgular) aslında bir sebebe dayanır ama her şey, bir sebebe dayanmayan şeyler de dahil olmak üzere, bir sebep olmadan da var olabilir.”
Ve doğaldır, bilimin sebep-sonuç ilişkisi içinde açıklamaya çalıştığı her olay, insanlarda ülfet oluşturmaktadır. Oluşan ülfet perdesi de, küçük bir örnek olan tohuma bile basit bir açıklama getirmemize neden olmaktadır. Oysa Allah’ın yarattığı herşey mucizevi özelliklere sahiptir. Her birinde bilimin doğal sebepler olarak açıkladığı, ama gerçekte Allah’ın eşsiz yaratma sanatına delil oluşturan muhteşem detaylar vardır. Küçücük bir tohum, ait olduğu bitkinin bütün özelliklerini taşıyan bilgi içermektedir. Ancak çoğu insan bu konuya, “işte bu tohum toprağa ekiliyor, zamanla su ve güneş ışığının etkisiyle büyüyüp, ait olduğu bitkinin oluşumuna neden oluyor” şeklinde basit bir açıklama getirmektedir.


Toprağa attığınız küçücük bir portakal çekirdeği dalları, yaprakları, kökleri, meyveleri olan kocaman bir ağaç meydana getirmektedir. O tohum yerin altında güneş ışığına duyarlı alıcıları sayesinde yukarıya doğru filizlenerek, yerçekimine duyarlı alıcıları sayesinde aşağıya doğru kök salarak büyür ve tüm bunları nerden bilir? Yüce Allah o çekirdeği, ağaç üretebilecek yeteneklere sahip olarak yaratmış ve programlamıştır.

Allah Kuran’da, bizi yarattıklarıyla ilgili düşünmeye yönlendirmektedir. Yaratılmış herşeye Kur’an gözüyle bakıldığı zaman ise, insan, sebeplerin sadece zahiri olduğunu anlayabilir ve ülfet perdesini aralayabilir. Kuran bizim bu perdeleri teker teker kaldırmamızı sağlamakta, Allah'ın ayetlerini görmemize yol açmaktadır. İşte o zaman zahiri sebeplerden batıni sebeplere geçmemiz mümkün olabilir.
Yüce Allah, aklımızın ihtiyari kalkmaması için her sonucu sebeplere bağlı yaratmıştır, dileseydi sebepsiz de yaratabilirdi. Ancak herşeyi sadece “OL” emriyle yoktan vareden Allah, sebeplerden münezzehtir ve dilediği şekilde yaratmaya da güç yetirendir. Allah bize bunu Kuran’la bildirmektedir :Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)

Her meyvenin kendine has bir tadı ve kokusu vardır. Ayrıca renkleri de oldukça canlıdır. Bunun yanı sıra her meyve mükemmel bir "ambalaj"la kaplanmıştır. Mandalina, portakal ya da muz, hepsi son derece güzel ve soyulması kolay ambalajlara sahiptirler. Bu ambalaj aynı zamanda meyveleri dış etkilere karşı korur, bozulmalarını önler, tat ve kokularını muhafaza eder. Meyvelerin bu ambalajlarının olmadığını düşünelim; ağaçtan toplanıp tüketilene kadar oldukça zor bir süreç yaşanırdı. Zaten soframıza gelene kadar da, meyve çürümüş bozulmuş bir hale gelirdi.

Allah her meyveye değişik kokular, renkler, insanın damak zevkine uygun lezzetler vermiştir. Örneğin; portakal acı olabilirdi. Ya da bildiğimiz güzel tada sahip olurdu ama çok kötü bir kokusu olabilirdi. Rengi de topraktan çıktığı için çamur rengi olabilirdi ancak oldukça çekici bir renge sahiptir. Oysa her meyve olabilecek en güzel renk, tat ve kokuya sahiptir ve bu tat ve kokuları topraktan elde ettikleri maddelerle üretmektedirler. Toprak ise pek iyi kokmaz, tadı da kötüdür. Ancak ağaç, bu çamur yığını içinden kendisine gerekli olan maddeleri kimyasal işlemlerden geçirerek tat ve kokular üretmektedir. Portakalın C vitamini deposu olduğunu belirtmiştik. Bu meyvenin insan vücudunun en çok C vitaminine ihtiyaç duyduğu kış mevsimine ait bir meyve olması kuşkusuz çok düşündürücüdür ve Yüce Allah'ın insanlara olan fazlındandır. Çünkü insanların bağışıklık sistemini güçlendirmelerine yardımcı olacak vitaminlerce zengin bir meyvedir. Ayrıca portakal, sulu bir meyve olmasıyla da bu tip rahatsızlıklarda karşılaşılan su kaybını telafi etmek için kullanılır.


Meyvelerin her biri tek tek incelendiğinde birçok detaya sahip oldukları görülür. Örneğin portakal özel olarak dilimlenmiştir. Bir bütün halinde olsaydı o kadar sulu bir meyveyi yemek insan için zor olabilirdi. Ama Allah, portakalda küçük dilimler oluşturarak insanlara kolaylık sağlamış ve bir güzellik sunmuştur. Kuşkusuz portakaldaki bu kusursuz ve son derece estetik tasarım, üstün ilim sahibi Allah'ın yaratışının delillerindendir.

Meyveli bir ağacın kökleri, gövdesi, yaprakları, çiçekleri ve meyvesine ait tüm bilgilerin, ağacın tüm hücrelerinin her birinin çekirdeğindeki DNA'da ayrı ayrı bulunması asla sıradan bir detay değildir. Bu, hikmet gözüyle bakabilen insan için, Allah’ın yaratma sanatına ait bir detaydır.
Allah, bize yiyecek olarak verdiği nimetler hakkında düşünmemizi istemekte ve düşünenler insanlar için nimetlerde büyük bir ibret olduğunu bildirmektedir. Bu, Kuran’da şöyle haber verilir:

Bir de insan, yediğine bir bakıversin;

Biz şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık,

Sonra yeri yardıkça yardık;

Böylece onda taneler bitirdik,

Üzümler, yoncalar,

Zeytinler, hurmalar,

Boyları birbiriyle yarışan ve içiçe girmiş ağaçlı bahçeler.

Meyveler ve otlaklıklar,

Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere. (Abese Suresi, 24-32)

 

Allah’ın bizim için yarattığı nimetleri, hayvanlar gibi sadece açlığımızı gidermek için yememiz, verdiği nimetlerine nankörlük olur. Sadece düşünebilen insanların, Allah’ın yarattığı mucizeleri görebileceği pek çok ayette bize bildirilmiştir :

Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır. (Nahl Suresi,11)

Bediüzzaman bu konuda şunları söyler :

“Bir elmayı halk edecek (yaratacak), elbette dünyada bütün elmaları halk etmeye ve koca baharı icat etmeye muktedir (kudretli) olmak gerektir. Baharı icat etmeyen, bir elmayı icat edemez. Zira o elma, o tezgâhta dokunuyor. Bir elmayı icat eden, bir baharı icat edebilir. Bir elma bir ağacın, belki bir bahçenin, belki bir kâinatın misal-i musaggarıdır (küçük bir numunesidir). Hem sanat itibarıyla koca ağacın bütün tarih-i hayatını taşıyan elmanın çekirdeği itibarıyla öyle bir harika-i sanattır (sanat harikasıdır) ki, onu öylece icat eden, hiçbir şeyden aciz kalmaz.
Eğer bir insan, bir bitkideki tek bir sistemin, örneğin sadece üreme sisteminin nasıl çalıştığını, neleri kapsadığını, nasıl mucizevi bir olay olduğunu bilirse, evrende rastgele hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceğini daha iyi kavrayacaktır. Bir mucizeye tanık olduğunu ve bunun kendisine bir nimet olarak sunulduğunu fark edecektir. Canlı ya da cansız tüm sistemlerin programlanmış olduklarını keşfedecektir. Tüm varlıkların sahip oldukları her bir molekülün Allah'ın ilhamı ile hareket ettiğini kavrayacaktır. Bunu fark etmek insan için şükür vesilesi olmalıdır. Çünkü bu gerçeğin şuuruna varan bir insan tüm yaşamı boyunca Allah'a dayanır. Allah’a güvenir. Allah’ın kendi için yarattığı kaderine teslim olur. Allah'ın, Kendi sanatının mükemmel örneklerini yaratma sebeplerinden biri budur. Bu sebepler vesilesiyle Allah’ı tanırız ve O’na tevekkül ederek huzurlu yaşarız.


Yüce Allah, tohumu, çiçeği, meyveyi sebep kılarak,  bizlere üzerimizdeki hakimiyetini göstermektedir. Verdiği her nimet de Allah’ın şefkat ve merhametinin delillerindendir. Bu mucizeleri görmezden gelenleri Rabbimiz “yüz çevirenler ve korkup sakınmayanlar ” olarak bize tanıtmaktadır. Allah, Kuran’da bu önemli gerçeği insanlara şöyle hatırlatır:

De ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir?" Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız?" (Yunus Suresi, 31)